Blog

11 Eylül 2011

Ercebaşı Keşif Raporu – Fauna Flora

Yılanlı Köyü, Ercebaşı Tepesi, Dağkuzören Köyü Yürüyüşü
(Çamlıdere)

Bu haftasonu yürüyüşümüz, Ankaranın Çamlıdere ilçesi sınırları içinde yer alan ve Ankara’nın en büyük barajı olan Çamlıdere Barajının kuzeybatısında 1100 metre irtifadaki Yılanlı Köyünden başlayarak batıya doğru bir rotayı izleyecek ve Dağkuzören Köyünde sona erecek.

Yılanlı Köyünü geride bıraktıktan sonra yürüyüşümüz bir süre kuru bir dere yatağı boyunca devam etti. Hava sıcak olmasına rağmen dere yatağı bol gölgeli ve serindi. Bu nedenle açık alanlarda bolca görülen ve tamamı kurumuş olan fesci tarağı bitkilerini (Dipsacus laciniatus) dere yatağında hâlâ canlı ve yeşil olarak görmek şaşırtıcı oldu. Dereyatağını çevreleyen alan bozuk orman görünümünde ve genellikle olgun karaçamlardan (Pinus nigra) oluşuyor. Dere boyunca çok sık bir şekilde devrilmiş çam ağaçlarına rastlıyoruz. Bu da muhtemelen bu yörenin yoğun kar aldığını ve kar yükünü taşıyamayan çam ağaçlarının çok da derin olmayan köklerinden koparak devrildiklerini gösteriyor. Yine ormanın serinliğinde bir çift iri güz çiğdemine (Colchicum boissieri) rastlıyoruz. Orman açıklıklarında çok yağışlı geçen bahar mevsiminin izleri, iyice boy yapmış, ancak mevsim itibarıyla artık kurumuş otlarla kendini gösteriyor. Anadolunun hemen bütününde olduğu gibi, burada da orman açıklıklarında sık olarak katran ardıcı (Juniperus oxycedrus) çalılarını görmek mümkün.

Bu yürüyüşümüzde hedeflediğimiz en yüksek nokta olan Ercebaşı Tepesine öğle saatlerinde ulaşıyoruz. Ercebaşı’ndan batıya doğru devam edip ilerde 1700 metre irtifada yer alan yaylalara (Kadı ve Tataralan Yaylaları) da ulaşılabilir. Ancak biz keşif yürüyüşünü çok da uzatmamak amacıyla Ercebaşı’ndan kuzeye, Dağkuzören Köyüne doğru inişe geçiyoruz. İniş rotamız  önce oldukça dik bir patikayı, daha sonra da bir orman yolunu izliyor. Dağın kuzeyinde ormanın baskın ağacı karaçamdan Uludağ köknarına (Abies nordmannia subsp. bornmulleriana) dönüşüyor. Ancak köye doğru inişimiz devam ederken bir sürpriz bizi bekliyor. Köyün batısında yer alan göletlerin çevresinde yoğunlaşan bir tüylü meşe-yabani fındık (Quercus pubescensCorylus avellana) karışık ormanı ile karşı karşıyayız. Ama bizi bekleyen sürprizler bununla da sınırlı değil. Hemen göletin kıyısında belki birkaç asırlık çok yaşlı bir yabani elma ağacı (Malus sylvestris) görüyoruz. Ağacın bir bölüm dalları kurumaya yüz tutmuş ve gövdesinde büyük kovuklar oluşmuş olmasına rağmen görünümü çok görkemli. Bereketli bir ağaç olduğu üzerindeki meyvelerinden belli. Köyün çevresindeki göletlerde hâlâ su var. Ancak göletlerin su yüzeyi nerdeyse hiç gözükmeyecek şekilde su bitkileri ile kaplı. Göletin kıyısındaki sığlıkta küçük sarı nilüfer (Nymphoides peltata) olabileceğini düşündüğüm zarif çiçekler görüyoruz. Köye doğru yaklaştıkça çevrede tek tük de olsa ulu meşe ağaçlarıyla karşılaşıyoruz, bu da yorgunluğumuzu unutturuyor bizlere.

Gözlemlediğimiz bu değişik bitki örtüsü nedeniyle özellikle sonbaharda, yapraklar sararmaya başlayınca Dağkuzören ve çevresinin manzarasının çok daha güzel olacağı kesin. Bu nedenle Ekim sonlarında buradan başlayıp hem Ercebaşı Tepeyi, hem de daha batıdaki yaylaları kapsayan bir yürüyüşün çok daha keyifli olacağına karar verip köyde dönüş için bizi bekleyen aracımıza biniyoruz.

Diğer fotoğraflar için tıklayın

İbrahim Semih Berberoğlu
Gezginder Üyesi
Gezi Anıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir